Anonymous asked:
More you might like
sarilsakgececek-deactivated2016 answered:
Piraye, Nazım'ın kız kardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış, bir erkek bir de kız çocuğu vardır. Nazım ve Piraye kimsenin haberi olmadan evlenip İstanbul'a yerleşirler. Ama rahat olamazlar. Çünkü Nazım cezaevine girer. Orada kaldığı süre boyunca Piraye'sine bir sürü şiir, mektup yazar. Nazım'ın en çok şiir yazdığı kadındır Piraye. Nazım durmadan, sürekli yazar Piraye'ye. Hatta bir şiirinde “Adını kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.” der Nazım. Nazım Bursa Cezaevi'nde yatarken dayısının kızı Münevver onu sık sık ziyaret etmeye başlar. Böylece Münevver ve Nazım aşkı başlamış olur. Nazım bunu Piraye'ye bir mektupla anlatır. Münevver evli ve bir çocuk sahibi bir kadındır. Kocası ayrılmak istemez. Bunun üzerine Nazım ve Münevver aşkı iyice çıkmaza girer. Nazım Piraye'ye bir mektup yazar; “Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana gel diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!” der mektubunda. Gelmezse intihar edeceğini söyleyen mektuplar yollar Piraye'ye. Haberler gönderir. Piraye kıyamaz Nazım'a. Nasıl kıysın delice aşık olduğu adama? Dayanamayıp gider Piraye. Affeder Nazım'ı. Bu olaydan sonra Nazım Piraye'ye yazılar yazmaya devam eder. Nazım cezaevinde açlık grevi yapar ve rahatsızlanıp hastaneye yatırılır. Serbest bırakılacağını düşünür Nazım. Münevver'le tekrar görüşmeye başlar. Piraye bilir bunu. Ama yine de hastaneye, Nazım'ın yanına gider ve çıktığında evine gelebileceğini söyler. Yine kıyamaz Nazım'a. Tam bu konuşma sırasında içeriye Nazım'ın kız kardeşi ve Münevver girer. Piraye çıkar odadan. O günden sonra da bir daha görüşmez Nazım'la. 20 yıl sürer Piraye ve Nazım'ın aşkı. Bu süre boyunca Nazım hep cezaevindeydi. Piraye Nazım'ı hiç yalnız bırakmadı ve hep sabırla bekledi onu. Nazım'la boşandıktan sonra da kimseyle evlenmedi. Keşke Nazım şair olmayı becerebildiği kadar sevmeyi de becerebilseymiş.
Anonymous asked:
öğrenemezsin :D
Derslerinde gram başarısı olmayan, sanata ve bilime gram ilgi duymayan, eline para geçtiğinde starbucks tarzı kafelerde harcayan türk genci, 30 ağustos zafer bayramında “instagram” hesabında ulu önder atatürk'ün fotoğrafını paylaşıp altına “açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim” yazıyor. acınası durumdayız çok acınası durumdayız
KAÇ TAKİPÇİN VAR SENİN?
Geçen gün :
“Kaç takipçin var?” diye sordum, sosyal medya fenomeni bir arkadaşa.
-“Çok” dedi, uçuk rakamlardan sözetti. Nabzımı yoklamak için :
-“Senin de çoktur” deyip gözlerimin içine baktı.
-“Yok" dedim,
-“Benim senin kadar çok takipçim yok. Hepi topu *sekiz* tane.”
Merakını gidermek için daha o sormadan saymaya başladım:
Birinci ve en büyük takipçim *Allah’tır* . Uykuda bile takip eder beni. O’ndan gizli kalmak mümkün değildir. O yazmadan diğer takipçilerin hiçbiri kalem oynatamaz. İyi hareketlerimde gönlüme genişlik verir, yanlış yaptığımda ise göğüs kafeslerimi adeta birbirine geçirircesine sıktıkça sıkar beni.
Eğri veya doğru yolda olduğumu çoğu zaman,
O’nun bu hareketiyle anlarım.
Sonraki iki takipçim ise *Kirameyn Katipleri’dir.*
İyi kötü, hayır veya şer ne yapsam anında kayda geçerler.
Alim unutur kalem unutmaz deyip cızır cızır yazmaya devam ederler.
Dördüncü takipçim *şeytandır* . Ve takipçilerin en tehlikelisi.
Hayırla hiç işi olmaz. Allar pullar, acuzeyi dilber, zehiri bana ab-ı hayat gösterir. Tuzakları örümcek ağı gibi zayıf olsa da, insanı çok rahat kandıran müthiş bir yeteneğe sahiptir.
Beşinci takipçim *nefsimdir* .
Tıpkı boynu bükük, masum yüzlü bir dilenciye benzer. Aç gözlüdür, doymak nedir bilmez.
Gözleri fellik fellik devamlı arayış içindedir.
Her şeyin “kendi hakkı” olduğunu söyler durur. Dırdırından kurtulmak mümkün değildir. Sadece açlıkla terbiye edebilirim onu. Dizginlerini bırakıversem inanın beni uçurumdan aşağı yuvarlar da “Tüh, adamcağıza yazık oldu!” bile demez. Şeytandan sonra gelen en yaman takipçim de işte budur.
Altıncı sıradaki takipçim ise *rızkımdır* .
Şimdiye kadar bir vefasızlığını görmedim ama nedense ben onu hiç beğenmem, hep değersiz ve küçük görürüm. Başkalarının rızkı bana daha tatlı ve büyük görünür. Devamlı ben onun peşinden koşarım fakat o bunu kabul etmez, hayır ben senin peşinden koşuyorum diye benimle inatlaşır. Kimbilir belki de o haklıdır. Çünkü bir keresinde uçağa bindiğimde, hostesler gökyüzünde bunu getirip önüme koymuşlardı, “Al bu da senin rızkın!” demişlerdi.
Şaka değil, yedinci takipçim de bela ve musibetlerimdir. *Doğduğum* günden beri hiç yalnız bırakmadılar beni. Bazen rüzgar gibi okşar geçerler, çoğu zaman da arsız bir misafir gibi oturdukları yerden bir türlü kalkmak bilmezler. Tahammülleri çok zordur, hiç rahat vermezler insana. Biri kalkmadan daha öbürü kapıyı çalmaya başlar. Yalnız itiraf etmek gerekirse, her gelen bela mutlaka geride benim için hayırlı bir şeyler bırakıp öyle gider. Ancak onlar gittikten sonra eyvah derim fakat o zaman da zaten iş işten geçmiş olur. Bu da benim yüz karası aceleciliğim işte.
Sekizinci ve son takipçim ise *ölümdür* . Her an yanında taşıdığı mutlaka bir bahanesi vardır. Trafik ve iş kazaları, kalp spazmı, nefes yetmezliği, doğal afetler, savaş ve terör eylemleri, yaşlılık ve hastalık onun en çok kullandığı bahanelerdendir. Ben onu unutsam o beni unutmaz, ense kökümde dolaşır durur.
Bütün takipçilerimin hepsi bu kadar.
Aslında bir tane daha var. O da, sizler beni mezarlıkta bırakıp gittikten sonra benimle kalacak olan *salih amellerim.*
“Benim gerçek dostum işte bu!..” desem, inşallah bana kırılmazsınız.!
Ders ve ibret alabilmek nasip olsun kendim de dahil olmak üzere herkese ….
ben kendimle bile aynı fikirde değilim
